Sağlık Köşesi
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
Doç.Dr.Kemalettin AYDIN AK PARTİ GÜMÜŞHANE MİLLETVEKİLİ Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyon Üyesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı
Türkiye de özellikle Doğu Karadeniz bölgemizde ve Yurt dışında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hakkında yaptığı çalışmalar ile KKKA konusunda tartışmasız akla gelen ilk isim olan ve memleketimizin Milletvekili olan Doç. Dr. Kemalettin AYDIN uzmanlık alanı olan enfeksiyon ve mikrobiyoloji hastalıkları kapsamında bulunan KKKA konusunda bahar mevsimi ve takibinde yaz aylarında artması beklenen Kene vakaları hakkında açıklamalarda ve bilgilendirmede bulundu.
Gümüşhane Ak Parti Milletvekili Doç.Dr. Kemalettin AYDIN Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hakkında Bilgi Verdi;
“Doğada 830 ve üzeri kene türü var”
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo kanamalı ateşi(KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur.Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hale yüksektir İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler,kısa süren ateşli hastalıklar,kanamalı ateşler,poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür.
PİKNİKÇİLERE ve TARIMLA UĞRAŞANLARA UYARI
T.B.M.M. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi ve Ak Parti Gümüşhane Milletvekili Doç. Dr. Kemalettin AYDIN, KKKA hastalığıyla ilgili toplumda komplo teorilerinin olduğunu ve bu hastalara neden olan kenelerin hepimizin bildiği keneler olduğunu söyledi. Doğada karşılaşılan bütün kenelerin hastalık yapma riskinin olduğunu da ifade eden Doç. Dr. Kemalettin AYDIN şu açıklamalarda bulundu “Doğa da 830 kene tipinin 30-35’i KKKA hastalığının virüsünü tayışor. Türkiye de 2002 yılında Tokat-Erbaa da bir takım hastalar la bu hastalığın farkına varılmış. Her yaz Nisan-Mayıs aylarında başlayıp Eylül-Ekim aylarında kaybolan bir hastalık. Neden mayıs aylarında varda kışın yok. Aslında kışın bu hastalık olmayacak diye bir şey yok, kışında görülebilir. Ama kenelerin yavrulama dönemi, bir kene yaklaşık 10.000- yavru yavruluyor. Ve yavruladığı zaman kendisi ölüyor. Bu doğan 10.000- yavru yaza doğru olgunlaşıyor. Bu nedenle Nisan-Mayıs aylarında vakalarda artış görülüyor. Ama buna karşılık Türkiye de de Kasım-Aralık aylarında bildirilen kene vakaları vardır. Kenenin insan vücuduna yapıştıktan sonra hemen ısırmadığını, uygun yeri bulup hortumuyla ısırmasının yaklaşık 20-24 saat sürdüğünü belirten Doç. Dr. Kemalettin AYDIN, kenenin sivrisinek gibi konar konmaz sokmadığını hortumunu sokabileceği uygun bir doku bulduğunda soktuğunu ifade etti. Doç. Dr. Kemalettin AYDIN vücudunda kene olan bir insanın kendi kendisine penset veya makasla kenenin hortumu ile başı arasına girilerek çıkarılabileceği gibi kenenin hortumunun etrafında ince ipi dolandırdıktan sonra diklemesine çekerek kenenin uzaklaştırılabileceğini belirtti.
Doç. Dr. Kemalettin AYDIN bulaşmada aracı olan etkenler ve kene ısırığında yapılması gerekenleri şöyle anlattı
“BULAŞMADA ARACI OLAN ETKENLER
KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güneydoğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizinde içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar. Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturulmasına rağmen, insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak oluşturabilmektedir. Bir bölgede kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür. Hyalomma soyuna ait keneler en etkin ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünü KKKA virüsünü bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsünün bazı vektör kene türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı belirlenmiştir. Buda virüsün doğada dolaşımla korunmasına katkıda bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde de muhafaza eder.
KENE ISIRIĞINDA NE YAPILMALIDIR?
Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden,ezilmeden,patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan.bir pensle doğrudan düz olarak,döndürmeden yavaşça cekilip alınmalıdır.Isırılan yere;bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir.(şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilir). Çıplak el ile keneye temas edilmemelidir. Eğer elle tutulacak ise eldiven giyinmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır. Vücuttaki kenelerin üzerinde herhangi bir kimyasal madde (alkol,kolonya,gazyağı vb.)dökülmemeli sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır. Isırılan kişi iki hafta süre ile ateş, yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektir. (Ateşin 38,3 derece veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekküllü hastaneye başvurulmalıdır.” dedi
Son Güncelleme (Cuma, 07 Mayıs 2010 08:53) |
Doç..Dr. Kemalettin AYDIN AK Parti Gümüşhane Milletvekili 1 ARALIK DÜNYA AIDS GUNU NEDENIYLE T.B.M.M. GENEL KURULUNDA KONUŞMA YAPTIAydın konuşmasında" Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1980'lerden beri dünyanın önemli bir sorunu olan ve çağın vebası olarak adlandırılan ve ülkemizde de 1985 yılından itibaren görülmeye başlayan ve bugün de, 85 yılından itibaren 3.671 vakanın Sağlık Bakanlığına bildirilen AIDS, HIV hastalığından bahsetmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyor, geçmiş bayramınızın da kutlu olmasını temenni ediyorum. Dünyada bugüne kadar 60 milyon insanın etkilendiği ve 25 milyon insanın öldüğü, yaklaşık 33 milyon insanın bu mikrobu taşıdığını, şu anda, beş dakikalık konuşma sürem boyunca dünyada 25 kişinin daha bu mikrobu alacağını ve bugünün yirmi dört saatlik süresi içerisinde de 7.400 kişinin infekte olacağını, bu 7.400 kişinin 1.200'ünün on beş yaşın altında olduğunu, 6.200'ünün de on beş yaşın üzerinde olduğu bir hastalıktan bahsediyoruz. Bu hastalık öyle bir hastalık ki çocuklarda geçtiğimiz yıl yani 2008 yılı raporlarında 2,1 milyon insanın bu mikrobu almış olduğunu ve yaklaşık 430 bin çocuğumuzun, dünya çocuğunun bu hastalıktan öldüğünü ve yine yaklaşık 2,7 milyon dünya insanının bu hastalıktan öldüğünü sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk gereği biliyorum. Sadece bununla değil, özellikle çocuklarımızın, 430 bin infekte olan çocuğumuzun da 280 bininin öldüğünü, 1980'lerden bugüne doğru gelişe baktığımız zaman, dünyadaki AIDS vakalarının 3 kat arttığını, 1990 ile 2009 arasında 3 kat arttığını, gittikçe dünyayı tehdit eden, gittikçe prevalansı yükselen bir hastalıktan bahsediyoruz. Özellikle bu hastalığın ülkemizde de 1985'li yıllarda ilk vakanın olduğunu, 80'li yıllarda tek haneli iken 90'lı yıllarda çift haneli rakamlara ulaştığını, 2000'li yıllarda da üç haneli rakamlara ulaştığını ve bugün 2009 itibarıyla yaklaşık 500 civarında yıllık yeni vaka olacağını biliyoruz. Demek ki bizim, her gün artan ve ülkemizi de tehdit eden bu hastalıkla ilgili bir miktar bilgi yenilenmesine ihtiyacımız var ve alınacak tedbirlerin de her gün artırılarak alınması gerekli olduğunu tartışmamız gerekiyor. HIV-AIDS dediğiniz zaman, 1980'de ilk çıkan ve o zamanlar homoseksüellerin hastalığı olarak kabul edilip, daha sonraki yıllarda heteroseksüel dediğimiz kadın-erkek ilişkisiyle de bulaşın olduğunu ve ağırlıklı olarak da intravenöz dediğimiz damar içi uyuşturucu kullananların hastalığı olduğunu, yine anneden çocuğa bulaşın olduğunu ve doğar doğmaz bu mikropla doğan ve bu mikropla ölen insanların olduğunu biliyoruz ve ülkemizde de sıfır yaş grubunda 23 çocuğun olduğunu da sizlerle paylaşmanın sorumluluğu içerisindeyim. Tabii ki, HIV-AIDS'le ilgili bulaş yollarına yönelik olarak alınacak birçok tedbir varken asıl sosyal sorumluluğumuz HIV mikrobunu taşıyan ve AIDS hastası olan Türkiye Cumhuriyeti ve dünya vatandaşlarının bulaşmadığı yolları ve sosyal izolasyondan korunmanın gerekli olduğunu tartışmamız gerekiyor. Bu mikrop, tabii ki, birçok noktada bulaştığı gibi, sosyal yaşamı ilgilendiren tokalaşma, öpüşme, beraber yemek yeme ya da aynı çatal, aynı bıçak ya da lavabo, aynı klozeti kullanmakla bulaşmadığını bilmek ve bu insanların içimizde normal Türkiye vatandaşı olarak yaşamalarına müsaade etmemiz gerekiyor. Ayrıca da bu insanların sosyal izolasyondan korunması, çalışma ortamlarında da bu insanların huzurlu bir ortamda çalışmalarını sağlayacak bilgi birikimine ulaşmamız gerekli olduğunu hepinizle paylaşma sorumluluğu içerisindeyim. Sadece bu insanların bu hastalığı aldıktan sonraki süre içerisinde -bugün dünyada yaklaşık 4 milyonu tedavi almaktadır; 33,4 milyon insan varken bunların 4 milyonu tedavi almaktadır- ve ülkemizin sorumluluğu doğrultusunda da Türkiye'de bugün herkesin, bu hastalığa yakalanan herkesin ilaç tedavisini alabilir bir altyapıya sahip olduğunu, sosyal güvenlik kurumlarının bu hastalığa yakalanan herkesin ilacını karşıladığını bilmekte fayda var. Ama devletin almış olduğu bu altyapıyla mevcut dünyadaki primer tedavi dediğimiz ilk tedavi seçeneklerinin hepsinin Türkiye'de var olduğunu, tüm sosyal güvenlik kurumlarının bunların tedavisini karşıladığını paylaşmanın yanında, sosyal sorumluluğumuz gereği iş ortamlarında, çalışma ortamlarında, sportif hayatımızda…bütün ortamlarda da bu mikrobu taşıyan herkesin bizler gibi birisi olabildiğini, herhangi birimizin, herhangi bir zaman diliminde bir kan nakliyle dahi bunu alabileceğimizi bilerek, bunların yaşam alanlarında, sosyal alanlarında bir zorluk çekmemeleri için kendi bilgi birikimimizi ve sosyal sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekli olduğunu sizlerle paylaşıyor; 2009 yılında Dünya Sağlık Örgütü ve UNAIDS'in parolasını paylaşarak HIV'e yönelik tedavi, bakım, önleme ve desteğe erişimin insan haklarının önemli bir parçası olduğunu vurgulayıp, bu insan haklarının önemli bir parçası olan bakım, önleme ve desteğe erişimde de Türkiye Cumhuriyeti tüm kamu kurumlarının yeterli desteği verdiğini ama topluma ulaştıran sosyal birimlerin bu bilgi birikimine ulaşarak bu insanların sosyal izolasyondan korunmasını ve her türlü noktada bunlara yardımcı olunmasının gerekli olduğunu, sözlerimizde durup AIDS'i durdurma zamanının geldiğini belirtip saygılarımı sunuyorum." dedi DOMUZ GRİBİDOMUZ GRİBİ-GRİP (INFLUENZA)
Doç.Dr.Kemalettin AYDIN AK PARTİ GÜMÜŞHANE MİLLETVEKİLİ Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyon Üyesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı 0 312 420 63 43 – 0 532 424 98 48 Domuz Gribi (SWINE INFLUENZA) influenza A virüsünün (A/ H1N1) neden olduğu ve daha önce insanlarda hemen hemen görülmezken virüsün geçirdiği değişimle artık insanlarda da görülebilen grip türüdür. İnsandan insana bulaşabilmektedir. Halen devam eden salgın insandan insana bulaşma şeklinde yayılmaktadır. İnfluenza A virusunun neden olduğu Swine influenza veya influenza gribi domuzlarda bulaşıcı akut solunum sistemi hastalığı yapar. Morbiditesi oldukça yüksek, ölüm %1-4 ile düşüktür. Virus domuzlar arasında solunum yolu ile direk veya indirek temas ile bulaşabileceği gibi taşıyıcılarla da bulaşabilmektedir. Salgınlar yıla yayılır, sıcak geçişlerinde kış ve sonbaharda görülme sıklığı artar. Birçok ülkede domuzlara rutin aşı yapılır. Swine influenza virusunun H1N1 subtipi en yaygınıdır ama diğer subtipleri de domuzlar arasında vardır (H1N2, H3N1, H3N2). CDC’ye (Ameika Hastalıklar Merkezi) göre insan domuz virus enfeksiyonu 1-2 yılda bir rapor edilirken; 2005-2009 arasında 12 vaka olmuştur. Kısaca domuz gribi şimdiye kadar domuzlarda veya domuzlar ile yakın temasta olup solunum çıktıları ile temas eden insanlarda görülürken, son günlerde bu hastalığın insandan insana bulaşabilmesi ve bu infeksiyonun ülkelerden ülkelere, kıtalardan kıtalara yayılması yani salgın oluşturması nedeniyle daha çok dikkat çekmektedir. Domuz gribi olarak tarif ettiğimiz ve influenza A virüsünün H1 N1 tipinin neden olduğu hastalık bugün insanlar arasında olagelen grip infeksiyonları ile aynı özelliklerde olduğu için bunu bildiğimiz grip ile aynı algılamamız gerekmektedir. Dünyanın hemen hemen her bölgesinde bu vakalara rastlanmaktadır. Halihazırda ülkemizde 10 vaka bildirimi olmuştur. Dünya sağlık Örgütünün tavsiyelerini ve TC Sağlık Bakanlığının konu ile ilgili açıklamalarını ve önerilerini yakinen takip etmek gerekmektedir. Tüm dünyada domuz gribi tanımlaması ile anılan influenza A (H1 N1) infeksiyonu insanlarda oluşturduğu hastalık itibariyle insan gripi olarak bildiğimiz hastalığın aynısıdır. Bulaş yolları, belirti ve bulguları, klinik, korunma ve tedavi aynı olduğu için bu noktadan sonra GRİP olarak anlatmaya çalışacağım. GRİP NEDİR ? Grip, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip, halk arasında çok sık olarak soğuk algınlığı ile karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahatı gerektirmeyen bir hastalıktır vegrip ile kesinlikle karıştırılmamalıdır. GRİP ETKENİ NEDİR? Gribe influenza adı verilen virüs neden olmaktadır. İnfluenza virus infeksiyonları etkin aşı ve koruyucu tedavilerin olmasına rağmen tüm dünyada halen önem taşımaktadır. İnfluenza viruslarının oluşturduğu infeksiyonlar küçük salgınlar (epidemi) veya çok sayıda ülkeyi içine alan büyük salgınlar (pandemi) şeklinde seyretmektedir. Salgınlar kuzey yarım kürede kış aylarında, güney yarım kürede Mayıs-Eylül ayları arasında görülmektedir. Kuluçka süresinin kısa olması, hafif olgularla temasın önlenememesi ise infeksiyonun hızla yayılmasında önem taşımaktadır. İnfluenza virüsleri bir ila üç yıllık aralıklarla epidemilere 10-30 yıllık aralıklarla pandemilere (çok sayıda ülkeyi içine alan büyük salgınlar) neden olurlar. İnluenza virüsünün oluşturduğu grip tablosu yüzyıllardır bilinen ve dönem dönem salgınlar ile milyonlarca insanın ölmesine neden olan klinik tablodur. Her yıl olağan influenza epidemisinden yaklaşık 3-5 milyon kişinin etkilendiği ve 300.000-500.000 kişinin öldüğü kabul edilmektedir. Pandemi geliştiği zaman yıllar önce olduğu gibi milyonlarca ölüm olabileceği beklenmektedir. Ciddi hastalık ve ölüm riski 65 yaşın üstündeki kişilerde ve 2 yaşın altındaki çocuklarda ve influenza nedeniyle komplikasyon gelişenlerde yüksek olmasına rağmen büyük salgınlarda gençlerde ölüm daha fazla olmaktadır. GRİP BELİRTİLERİ NELERDİR? Salgınlar veya sporadik infeksiyonlar şeklinde rapor edilir. İnsan ve domuz virusu farklıdır. Domuzlarda uygulanan bir aşı olmasına rağmen bu aşı insanlar için uygulanabilir değildir. Ayrıca insanlara her yıl uygulanmak için hazırlanan grip aşısı yaptıranlar domuz virusundan korunmuyorlar. Genellikler klinik semptomlar mevsimsel gribe benzer. Semptomlar insanlar arasında farklılık göstermiyor. İnfekte kişilerin yarısında klinik olarak belirti olmayacağı gibi, klinik belirti olanlarda;Yüksek ateşHalsizlik,Üşüme-titreme ÖksürükKırgınlıkBaş ağrısı, iştahsızlıkVucutta ağrılar (kas ağrısı)Akan veya dolgun burunNadirende kusma ishalÖksürüğün ön planda olduğu solunum sistemi semptomları klinik tabloyu oluşturmaktadır. Hafiften ağıra doğru değişen semptomların yanında; akciğer, kalp, beyin, karaciğer, böbrek ve kaslarda da ek klinik tablolara neden olabilir. Klinik, yaştan, immuniteden, virüse ait özelliklerden, sigara kullanımından, diğer birlikte olan faktörlerden, bağışıklığın baskılanmasından ve gebelikten etkilenir. Ölümler sıklıkla akciğer infeksiyonlarından (primer viral pnömoni veya sekonder respiratuar bakteriyel infeksiyonlardan) olmaktadır. Özellikle altta yatan akciğer veya kalp-akciğer hastalığı olanlar, gençler ve yaşlılar ciddi komplikasyon gelişmesi acısından en yüksek riske sahiptirler. Bununla birlikte pandemi de gençler arasında komplikasyon gelişmesi ve ölüm daha yüksek oranlarda görülmektedir. TARİHÇE Onikinci yüzyıldan (M.S.1173) itibaren epidemisi, onaltıncı yüzyıldan (1580) itibaren pandemileri bilinen influenza virüsünün en büyük pandemisi 1918-1919 yıllarında olmuştur. Epideminin aksine pandemi her 10-50 yılda bir olur. 16.yy dan beri en az 31 pandemi kaydedilmiş olup 20.yy da üç influenza pandemisi meydana geldiği bilinmektedir. 1918’de H1N1 (İspanya gribi) virüsü ile olan salgında çeşitli kaynaklarda 50-100 milyon insanın öldüğü ileri sürülmektedir. 1957’de H2N2 (Asya gribi), 1968’de H3N2 (Hong Kong gribi) gribi olduğu ve her iki epidemide de birer milyon ölümün olduğu tahmin edilmektedir. 1918 pandemisi 12 aylık periyod içinde Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’ya yayılmıştır. 1968 pandemisindeki influenza ilişkili ölümlerinin yarısı, 1957 ve 1918 pandemisindeki ölümlerin daha çok 15–35 yaşlarındaki sağlıklı kişilerde olduğu ve ölümlerin %99’unun 65 yaşından gençlerde olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır..Etyolojik ajan olarak influenza virüsü 1933 yılında izole edilmiştir. İnfluenza virüsünün, A, B ve C olmak üzere üç ana grubu ve A grubunun ayrıca çok sayıda subtipi vardır. İnfluenza A insan, domuz, at, kuş ve deniz memelilerinde, influenza B sadece insanda, influenza C ise insanlardan başka domuzlarda hastalık yapar. İnfluenza epidemileri virüsün yüzey glikoproteinlerinin değişimi ile ortaya çıkan antijenik varyasyonlar ile oluşmaktadır. İnfluenza A virüsleri HA ve NA yüzey glikoproteinlerine göre alt tiplere ayrılır. İnfluenza A virüslerinde 16 HA ve dokuz NA tipi saptanmıştır. BULAŞ Bulaş: Primer olarak kişiden kişiye solunum yolları çıktısı olan damlacık ile (> 5 mm) bulaşır. İnfekte kişinin öksürük ve hapşırması ile ağız ve burnundan çıkardığı ile bulaşır. Partiküller havada kalmaz, bulaş için yakın temas gerekir.(1-2 metre)Bulaş direkt temas ile olabileceği gibi solunum çıkartıların kirlettiği yüzeylere temas ile de olmaktadır. Virus ilk semptomdan iki gün önce ve 5-7 gün sonraya kadar yayılabilir. Çocuklar virusu 10 gün veya daha uzun süre yayabilir.
Gribe neden olan influenza infeksiyonuna karşı korunmada aktif proflaksinin (aşılamanın) yanında antiviral ilaçlarla kemoproflaksi de yapılabilmektedir. Düzenli olarak her yıl hazırlanan aşılar ile muhtemel suşlara karşı immünite sağlanabilmektedir. Salgın durumlarında aşı ile korunmanın sağlanabilmesi için öncelikle salgın yapan virüse karşı aşı geliştirilmesi gerekir. Bu işlemde altı aylık süre alabilir. Aşı çalışmalarının yapıldığı dönemde veya aşılamadan sonra korunmanın sağlanabilmesi için ortalama 15 günlük bir süre gerekmesi nedeniyle, salgın zamanında ve hastayla temas durumunda hemen korunmanın sağlanması istendiğinde kemoproflaksinin (ilaçla korunma) öncelikli olarak düşünülmesi gerekmektedir. Kemoproflaksi (ilaçla korunma) endikasyonları aşağıdaki şekilde özetlenebilir; 1. Mevsimsel proflaksi: Aşılamanın uygun olmadığı yada aşıya yanıtın yeterli olmayacağı düşünülen durumlarda influenzanın sık olduğu dönemde risk gruplarına 4-6 hafta süreyle proflaksi uygulanabilir. Bu şekilde influenza infeksiyonunun %70-90 oranında önlenebildiği gösterilmiştir. 2. Aşılamaya ek olarak uygulama: Salgın zamanında aşılama sonrasında aşı yanıtına kadar geçecek 2 haftalık sürede koruma amacıyla kemoproflaksi uygulanabilir. Antiviral ilaçların kullanımı aşıya ilişkin oluşacak immün cevabı azaltmaz. 3. Aile içi korunma: Ailede influenza infeksiyonu tanımlandığında diğer aile bireylerinin kemoproflaksi alması aile içi yayılımı önler. 4. Bakım evlerinde salgın önlenimi: Yaşlı ve/veya kronik hastalığı olan kişilerin bir arada ve kalabalık olarak yaşadığı yerlerde son derece ciddi influenza salgınları gelişebilmektedir. Bu nedenle bakımevlerinde salgın söz konusu olduğunda muhtemel temaslı olgulara en az iki hafta süreyle olmak üzere ve son olgunun ortaya çıkışından bir hafta sonraya kadar kemoproflaksi uygulanmalıdır. Tanı laboratuarı olarak halen ülkemizde iki laboratuar grip tanısını doğrulama kapasitesine sahiptir. Bu laboratuarlardan biri Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı Ulusal Influenza Merkezidir. Pandemi (Salgın) neden olur? Domuzlarla temas etmeyen kişilerde herhangi bir bağışıklık oluşmadığı için insandan insana geçiş ile çok sayıda hastalık oluştururak pandemilere neden olur. Pandemi oluşumu virusun hastalık yapma gücüne (virulansına), halk arasındaki var olan bağışıklığa, konakçı faktörüne bağlıdır. Nasıl korunulur? Öksürüğü, ateşi olan ve iyi görünmeyenlerle temastan kaçın Ellerini su ve sabun ile sık sık yıka. Evde hasta kişi varsa; hastayı evde uygun bölümde tutmaya çalışın. Hasta insanlarla yakın ilişkiden uzak durun. En az bir metre mesafe olsun. Hasta insanların soluduğu hava yerine pencere veya kapı bölgelerini tercih etin.Sık sık ağız burun ve gözüne dokunmaktan kaçının.Evdeki hasta kişinin odasını sıklıkla havalandır.Maske kullanabilirsin. N95 tipi veya CDC’ye göre cerrahi maske olabilir. Eğer kendini iyi hissetmiyorsan; Öksürdüğünde veya hapşırınca ağız ve burnu bir mendille kapat. Mendili çöpe at.Alkol bazlı el temizleyiciler etkilidir. Kullan.Ağız burun ve gözüne dokunmaktan kaçın.Eğer hasta olursan evde istirahat et.Yeterli ve dengeli beslen. İyi uyu. Bol sıvı tüket.Acil durumlarda mutlaka doktora başvurunuz. Tedavisinde çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır.Adanmantan; amantadin ve remantatinİnfluenza nörominidaz inhibitörleri; Oseltamivir ve Zanamivir Antiviral ilaç almayan, medikal tedavi gerektirmeden iyileşen domuz giribi hastaları önceden rapor edilmiş. Bazı influenza virusleri antiviral ilaçlara direnç geliştirebilir. Yurt dışına seyahat edecekler nelere dikkat etmelidir? Zorunlu haller dışında hastalığın görüldüğü bölgelere seyahatlerinizi erteleyiniz.Gidilen bölgelerde kalabalık ve kapalı mekânlardan uzak durunuz. İnsanlarla yakın temastan kaçınınız.Su ve sabun ile sık sık ellerinizi yıkayınız. Bu amaçla alkol bazlı el dezenfektanı da kullanabilirsiniz.Hasta kişilerin bulunduğu ortamlarda bulunmaktan kaçınınız, bulunmak zorunda iseniz cerrahi maske kullanınız. KAYNAKLAR1.TC Sağlık Bakanlığı (www.saglik.gov.tr)2.Dünya Sağlık Örgütü (www.who.int)3.Kemalettin Aydın, Influenza (Suppl), Flora Dergisi 4.Kemalettin Aydın, “Soğuk Algınlığı,” (ed) Uzun, Ö. Unal, S, Güncel Bilgiler Işığında İnfeksiyon Hastalıkları, 161-166, Bilimsel Tıp Yayınevi, Ankara, 2001. NOT: Bu konudaki vaka sayısı sürekli değiştiği için günlük olarak Dünya Sağlık Örgütünün web sayfasından (www.who.int) izlenmesi tavsiye edilir. Ayrıca kişisel internet sitem olan www.kemalettinaydin.com sayfamda da güncellemeler yapılacaktır. Ülke Vaka sayısı Ölü sayısı
|


Sağlık Köşesi






